10 Temmuz 2012 Salı

Estetik deyip geçmeyin.

Konu, estetik ameliyat.
Yoldan geçeni çevirsen bir fikri vardır.
Yoğun olarak görüş: "Doğallığa aykırı bir şeydir estetik."
Bunu söyleyenlere de ayar oluyorum.
Ha bir de bunu söyleyenlerin suratlarında bir kilo makyaj, o simsiyah dipleri gelen sarı boyalı saçları falan olmaz mı? Neyin doğallığından söz ederler anlamam!..
Doğallık nedir sahi?
Bilmem kaçıncı yüzyıldan beri sorup durur filozoflar, güzellik uzmanları kaç on yıldır cevap arar. Uzun uzadıya konuşur dururlar televizyon ekranlarında.
Hele son trend şudur: Doğal güzellik için şu çamurdan şuranıza sürün 10 dk bekleyin. Hatta biz o çamurun özünü, bu böceğin akını, şu bitkini b.kunu krem yaptık alın bunu sürün. Sürün de doğal güzel olun efendim. Şu markanın şu kremi %100 bitkisel onu yatmadan, bunu kalkmadan, haa şunu da uyanmadan 10 dk önce sürün. Ama 10 dk önce tamam mı? Yoksa Allah korusun doğallığınızı yitirirsiniz!
Uzaktan durup ahkam kesmek bu kadar kolayken bir de işin içinden bakabilmek lazım.
Estetik ameliyat pek çoğumuzun bildiği üzere keyfi bir arzu üzerine olunmaz.
En yaygın hata budur, kanımca.


Mesela bir yaşanmışlık üzerinden bakalım estetik ameliyata.
Kepçe kulak.
Pek çoğumuz çocuklarımızı "seni gidi kepçe, kepçem benim, şunun kulaklarının sevimliliğine bak!" diyerek severiz.
Bu sözlerimizin içerisinde en ufak bir aşağılama, dalga geçme ya da kötülük barınmaz.
Ne de olsa "kuzguna yavrusu güzel görünür" değil mi?
Fakat hiçbirimizin aklına o güzel kız/erkek çocuğunun bir gün kulaklarının şeklinden ötürü acı çekebileceği gelmez.
Şimdi gelelim o güzel çocuğun yaşı büyüdükçe başına gelenlere.
Ergenlik.
Bu dönemde vücut birden çok değişimi aynı anda yaşar. Dış görüntüye kafayı takmanın tam zamanıdır.
Ailedeki o şefkat ve sevgi dolu tablonun aksine dışarıda herkes çok acımasızdır.
8. sınıfta bir kız çocuğu. Okul derecesine oynuyor. Herkes tarafından tanınıyor. Popüler öğrenci. Her etkinlikte adı geçiyor. Ne varsa dahil oluyor.
Hani şu inekleyen asosyal tipler vardır ya, bu onlara benzemiyor.
Kulakları ise aklına gelmiyor. O güne dek duymak dışında bir fonksiyonunu kullanmamış.
Sahi kulak dediğinin zaten kullandığımız tek fonksiyonu duymak değil midir?
Sınav sonuçlarının açıklandığı bir matematik dersi.
Sınav sonucu okunuyor. Öğretmeni kızımızı tebrik ediyor.
"İşte beni can kulağı ile dinleyen arkadaşınız hiçbirinizin yapmadığı bu soruyu yaptı." diyor.
Seven arkadaşları ona gülümsüyor.
İşte ilkokul son sınıftalar. Sınıf curcuna.
Arkadan bir ses geliyor.
Bu sesi yalnızca duyan bizim kız.
"Tabii yüksek not alır. Bizim de öyle kepçe kulaklarımız olsa biz de duyardık."
İlk defa o gün hissediyor o utancı.
Utanç...
Utanması gereken O mu? (yanıt belli) Peki, neden o utanıyor?..
İşte böylelikle ailesinin göz bebeğinin zor günleri başlıyor. O gün eve dönüyor ve ilk kez kulaklarını inceliyor. Bakıyor, bakıyor, bakıyor...
Hakikaten kulaklarım herkesten daha farklı, diyor.
Ertesi gün saçlarındaki tokasını çıkarıyor ve bir daha asla saçlarını toplamıyor.
Lise daha zorlu. Saçları toplatmaya yeminli yöneticiler ile başı belada.
Siyah tel tokalar ile saçlarının altına hapsediyor kulaklarını.
Baş ağrıları çekmesine rağmen vazgeçmiyor.
Kompleks büyüyor, büyüyor.
Öyle bir hale geliyor ki hıçkırıklar, uykusuz geçen geceler, neler neler...
Ailesine ise bu durumdan bahsetmiyor. Başarılar başarıları kovalıyor; fakat yolunda gitmeyen şeyler var.
Aile tarafından kendisine layık görülen "güçlü kızımız" imajını yıkmak istemiyor.
Sorunlarını da tıpkı saçlarının altına tokalar ile gizlediği gibi gizliyor herkesten, atıyor içinde kendinin bile görmek istemediği yerlere.
Derken, üniversiteye başlıyor. Tabii artık lisedeki gibi katı yönetmelik yok. Fakat yıllardır saçlarını toplayamamanın verdiği bir eksiklik var. Karakteri oldukça farklı hatta marjinal olan bu kızın pek çok isteğini bastırarak kalabalıklar içinde silikleşme arzusu başlıyor.
İşte bu nokta, kırmızı alarmın verilmesi gereken bir nokta oluyor.
Gelgitler içindeyken tanıştığı biri ile hayatı değişiyor.
O güne dek estetik ameliyat fikrini dahi düşünmeye cesaret bulamayan bu kız, tanıştığı arkadaşı sayesinde araştırma yapmaya başlıyor.
Cesareti bulup ailesine danıştığında ise başının ağrıyacağını biliyor tabii...
Her şeyi göğüsleyecek kadar cesareti kendisinde bulduğu o gün, ailesine durumu açıyor.
İtirazlar, tartışmalar, kabullenmemeler, direnmeler, hıçkırıklar, isyanlar,...
Kendi başına gidiyor birkaç doktorun kapısını çalmaya.
Cebinde parası, arkasında ailesi yok tabii.
En sonunda bezdiriyor ailesini. Anne ile bir tıp fakültesi hastanesinin yolunu tutuyor.
İki asistanın bu ardında kimse olmayan kızı ve sadece misafir gibi yanında bulunan annesini kandırması zor olmuyor.
Ameliyat tarihleri alınıyor. Her şey jet hızında gerçekleşiyor.
İki asistanın yaptığı ilk ameliyattan çıkıyor. Umutlar en yüksek seviyede.
Hastanede onun ameliyattan çıkmasını bir tek anne bekliyor. 
Çıkıyor ameliyattan o gece hastanede kalacak.
Akşamüstü kapıdan abla giriyor. İş çıkışı bir tanıdığa uğrarcasına geliyor. Uğruyor ve gidiyor. 
Ne abi var, ne baba.
Umursamıyor. 
Neden umursasın ve kendisini üzsün ki?
Yıllardır bu derdi onlar mı çekiyor?
Ertesi gün ameliyattan çıkıyor. Taksi ile eve değil, ablanın evine gidiliyor. Evde iki araba garajda yatıyor üstelik.
Her şey bununla bitmiyor. İlk kontrole gidiyor. Sargılar açılıyor. Kulaklardan birinde sıkıntı büyük.
Düzelir diyor asistan. İnanıyor bizimki.
Haftalar geçiyor. Tüm gün takılan bandaj artık geceleri takılmaya başlanıyor. 
Ama yolunda gitmeyen bir şeyler var.
Acı var. Şiddetli acı.
Önceleri saklıyor bizimki. Korkuyor.
"Kendin istedin" demelerinden korkuyor. Ama durum katlanılmaz hale gelince söylüyor.
Tekrar aynı doktorlara gidiliyor. Tam sekiz ay sonra bir ameliyat daha oluyor.
Yine o asistanlardan biri. Bu ikinci hata oluyor; ama henüz kimsenin haberi yok.
Bu kez aile boyutu daha çirkin hale geliyor.
Kış ayı.
Dışarıda kar yağıyor.
Yine ameliyat çıkışını anne bekliyor.
Yine kimse yok ortada...
Doktor kalmana gerek yok, eve gidebilirsin diyor.
Anne abiyi arıyor.
Abinin yüksek sesle "uğraşamam onunla" dediğini duyuyor kızımız.
Ama şaşırmıyor.
Ne zaman yanında oldu ki abisi?
Anne ne yapıyor ne ediyor getiriyor abiyi.
Çıkacaklar tam hastaneden.
Abi diyor ki:
"Poliklinik önüne kadar gelemem. Hastanenin dışına çıkın. Otopark ücreti (3TL) ödeyemem."
Anne:
"Hava soğuk, çocuk yeni çıktı ameliyattan yürüyemeyiz oraya kadar, gel içeri." diyor.
Tartışıyorlar, kapatıyor.
Binadan çıkıyorlar. Araba binanın önünde.
Biniyor kız arabaya. 
Kafası sarılı büyük bandajlar ile.
Ameliyattan çıkalı sadece dakikalar olmuş.
Biner binmez arabada bir yabancı olduğunu fark ediyor kız.
Abi, yabancının varlığına aldırmaksızın konuşmaya başlıyor.
"Beni içeri soktunuz! Şimdi boşuna(!) otopark ücreti ödeyeceğim! Sanki iyi bir halt yedi,..."
Abinin sözleri öyle çok can yakıyor ki, kız kulaklarının acısını hissetmiyor.
Eczaneye ağrı kesici almak için uğranması gerekiyor.
Abi yarın alırsınız diyor.
Ama az sonra ağrılar başlayacak bunu da biliyor.
Anne zorla eczane önünde durduruyor arabayı.
Yalnızca dakikalar önce ameliyattan çıkan kız iniyor arabadan.
İlaçlarını almaya giderken gözyaşlarına hakim olamıyor...
Sessizce bindiği arabada için için ağlamaya devam ediyor.
Sonra mı?..
Tekrar aynı süreç başlıyor.
Şiddetli ağrılar, dikişlerde açılmalar...
Sesini çıkarmıyor artık.
Dayanamadığı zamanlarda dillendiriyor ağrılarını.
Yine olmuyor işte. 
Yine umutları yıkılıyor.
Bu kez yine yalnız başına göğüslediği şey başarısızlığı, acıları, kırılan umutları oluyor...
Peki ya şimdi?..
Yalnızca 1 hafta önce bir doktora görünmeye gitti.
Bu kez bir profesör.
Bu kez belli bir maddi bedeli var.
Bu kez ailesinin taşında altına ellerini sokmaları gerektiğinden haberleri var.
Ama yine de hak ettiği özeni gösteren biri yok onun durumuna.
Yine çabalıyor.
Ama bu kez biliyor.
Onlar olmasa da yaptıracak bu ameliyatı. Neyle mi?
Bu kez acımıyor kimseye.
Bankalar kredi veriyor. Maddi boyutunu artık düşünmüyor.
Hem neden düşünsün ki?
Bu kez hiç anlayış göstermiyor kimseye.
Yanında olmak isteyen olur. Olmak istemeyen içinse yol belli.
İyi de yapıyor, kanımca.
Şimdi ikinci görüşmeyi bekliyor.
O görüşme de önümüzdeki ayın başında.
Sonra ise üçüncü ameliyatın tarihini bekleyecek.
Ama eskisi gibi umutlanmıyor artık. Umutlanmaktan korkuyor.
En üzücü yanı da bu belki de.
Böyle bir kompleksin bir gencin hayatında açtığı yara ne kadar büyük göremiyoruz hiçbirimiz.
Yaşamayan veya uzağında olmayan anlamıyor.
Bundan sonra ne mi olacak?..
Tabii ki ayrıntılı yazacağım sizlere.

Ama ondan önce, hep birlikte bekleyip göreceğiz.